18 Haziran 2012 Pazartesi

Can-i Sıkıntı Bitti...

"...Can sıkıntısı bir hastalık gibi duruyordu yüzümüzde... Sıkıntımızı geçirmek için hangi avm'nin boktan Latte'sini yudumlamak gerektiğini henüz keşfetmemişken, maskeli balo şarkısının nasıl ortaya çıktığını anlamaktaydık bir yandan da. Öte yandan da halimizle teknolojiye, küreselleşmeye, standartlaşmaya, tüketirken tükenmeye "sövgü" kitaplarının baş karakterleriydik.

Sıkıntılarımızı birbirimize kalıcı bir halde dövmekteydik, yazbahar tatilinde silme hayalleriyle. Sezilen oydu ki; bir Bezgin Bekirlik hakimdi bünyelere, bakir gezmelerle giderilemeyen ve "İnsan sosyopatik bir sosyal varlıktır" sonucu çıkmaktaydı ağlak sağlamalardan.

 "Dut ağacında vişne yetiştirmek" olsa da  bu ara yaptığımız, yetişecek yerimiz var hala uzaklarda, içimize Oblomov kaçmış olsa da... Tüketirken tükenmenin kitabını yazarken, aynı anda da okur gibi yapıyoruz ama farkında değiliz kitabı ters tutmuş tükenirken tüketiyor, tüketiliyoruz..."



Önceleri saftık; Para bir çıkış noktası, huzura götürecek bir araç olacaktı hayatımızda. Yani öyle düşünmüştük.  Farkında olmanın verdiği anlık acı ile anladık ki araç olan bizlerdik aslında. Birileri para ve boş vakit kazansın diye hayatımızı kiraya verip bayatlatıyor, acılaşıyorduk. Bayat hayat da geçmek bilmeyen acı kabak çekirdeği tadındaydı zira ve böyle devam edersek en fazla kendimize bir kaç saf hayat kiralayarak küfrü hakederdik...

Günlerden diğerleriyle aynı gün, bir karar vermeliydik; Can-i Sıkıntı'mıza, yani "hiçbir şey yapmamak için çok şey yapan" halimize bi dur demeliydik. Paralanma sevdasına paralamayacaktık kendimizi ve böylece daha fazla yaralanmayacaktık. Var olan yaralarımızın kabuklarına çekilme zamanı gelmişti artık...

"Neyse ki ne olduğunu bilmediğimiz işte bizden iyisi yok" diyerek, aklımızı kenara çekip bir karar aldık. Monotonluk maratonunda tavşan atlet olmayı bırakacaktık ki bitecek olan bir yarışta ne kadar hızlı gittiğinin de bir önemi yoktu aslında. Hatırlarsınız, küçükken maçlarını seyrettiğimiz abiler, topları sahadan çıkıp da kaçınca bir yerlere "koşun bakalım, ne kadar hızlı koşuyorsunuz bir görelim" derlerdi, çok hızlı koşardım ben de ve sanki kına yakardım bir yerlerime...

Kandırılmaya o kadar hevesliydik ki büyüdüğümüzde de bu hevesimiz kursağımızda kalmasın isteyerek kandırılmaya bütün hızımızla devam ettik. Haliyle "kim daha hızlı koşacak" rekabeti de kaldığı yerden devam etti. Biz ise önce unutmayı öğrenmeliydik ve kandırılma alışkanlığımız yüzmeyi öğrenmeden onu unutup, boğabilmeliydik. Zira hayat çabuk bitmesin diye yavaş yenmesi gereken güzel bir yemek gibidir ve hızla tüketmek, ona yazık etmektir...


Dünyanın rekabete dayalı korkunç bir yer olması ise bir mutluluk sebebidir. Ukalalık etmek istemem ama herkesin saçma bir yaşam sürüyor olması, hayatın saçma olduğuna kanıt değildir. Yaşadıkça zarar ediyorsak hayatımızdan, eskidikçe daha da ucuzlayacağız. Üzerimizdeki yükün pırlantadan olması altında ezildiğimiz gerçeğini değiştirmez ki....

Doğrularını bildiğimiz soruları yanlış cevaplamak istedik. Pişman değildik ama edildik... "Başarmanın sırrı, denemek sözcüğünün son harflerinde gizlidir..." dedik, denedik... Daha fazla vakit kaybetmemeliydik. Derin bir nefes aldık ve hava belki de son defa kirliydi, bizse temizlendik...

Dün bu saatlerde yaşımız henüz çok genç olmasına rağmen tamamen kendi çabalarımızla sahip olduğumuz güzel bir evimiz, son model bir arabamız ve herkesin -belki de parası çok olduğundan- önemli göreceği işlerimiz vardı. Bugün yoklar. Dindar bir mahalleye gidip onlara helal bize haram ne varsa sattık. Anlayacağınız yoldan çıktık artık. Sıradan ayrıldık. Evet, bunu yaptık... 

Kırsala yerleşip yine iç içe, yine biz bize  ama hengameden tamamen uzak yaşayacağız artık. Bundan böyle evimiz gene güzel olacak ama yaşayışımız biraz farklı olacak. Mesela parmağımızı şişirmeden çekiç kullanmayı, donumuza kadar ıslanmamak, dahası ıslakken çarpılmamak için de tamircilik öğrenmemiz gerekecek.  House yetmeyeceğinden biraz da sağlık bilgisi edineceğiz pek tabii. Etrafta köpeklerimiz, kedilerimiz, tavuklarımız bize benzeyip aylak aylak dolaşacak, birbirlerinin üzerinde uyuya kalacaklar. Uyuyamadığımız anlarda aklımıza gelen hayali koyunlar, keçiler bizim olacaklar ve gözlerimizin önünde atlayacaklar çitlerden ama biz o sıra gökyüzündeki yıldızları sayıyor olacağız. Maymunlarımız olacak sonra ve diğer hayvanların yemeklerini aşırmamayı öğrenecekler.  En mutlu hayvan koala bizimle olamayacak belki ama tosbağalarımız onun güzel hımbıllığının eksikliğini hiç aratmayacaklar. Sabahları lanet telefonun nalet alarm sesiyle değil kıçını yırtmaya niyetli bir horozun sesi ile uyanacağız. İşe geç kalma telaşından uzak olacağımız için erken de ötse, geç de ötse canı sağ olacak. Kuşların, rüzgarın, suyun sesi mono tonda değil bambaşka ve capcanlı olacak. Şansımız yaver giderse ileride atlarımız, güzel gözlü eşeklerimiz de olacak. Domatesimiz, biberimiz, salatalığımız bir başka kokacak. Çağlabadem pörsümeden yenebilecek artık. Kendi ağacımızdan topladığımız kirazlar da kulağımıza küpe olacak. Ekmek yaparken una bulayacağız birbirimizi. Toprağın kokusunu duymak için bahçeyi sulamamız yetecek. Güneş bile farklı doğup batacak artık. İş dünyasının kaygan zemini de yerini yakınımızdan akan dereden geçerken ayağımızın altındaki taşların kayganlığına bırakacak. Belki minyatürlerle donatmayacağız evimizi ama minyatür kale maçlar yapacağız küçük Saraçoğlu'muzda. Teknoloji hayatımızdan çıkmayacak elbette ama bizi sevecek...



En sonunda da kimileri bize deli gözüyle bakacaklar, kimileri de geçici bir heves deyip geçecekler. Biz ise deliliğe övgüler düzerek aylaklığımıza devam edeceğiz. "Gelecekte çocuklarımız çok mutlu olacaklar, bizimle gurur duyacaklar..." sözleri de dillerimizde sakız olmayı sürdürecek epeyce. Neyle nasıl geçineceğimizi düşünmeden, sadece birbirimizle güzel geçinmeye devam edeceğiz biz de ve geçinirken de içimiz geçmeyecek başkalarının işleriyle...

Bütün bu söylediklerim de bi beş yıla gerçekleşecekler, böyle giderse... 

38 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asya bu farkındalık bir anda keşmekeşin içerisinde unutulup gidecek gibi geliyor bazen. Canlandırmak istedim burada biraz. Çerçevesini çizeyim, içerisini de doldururuz nasıl olsa dedim :D Hayallerim gerçek olur benim, bu da olsun :)

      Sil
  2. Tebrikler; günümüzün sahte düzenini çok güzel dile getirmişsin.. Kalemin (klavyen diyelim) o kadar iyi ki, paylaşımını okurken sürüklenmemek elde değil. Gelecek yazılarını bekliyorum arkadaş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hakan Bey,

      Yazımı beğenmeniz ve yorumunuz beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ederim güzel sözleriniz için. Umarım diğer yazılarda da görüşürüz :)

      Sil
    2. http://worldofkhanhan.blogspot.com

      bu da sizin blogunuz sanırım. İzleyebileceğim bir yol bulamadım ama elden gelince takip etmeye çalışacağım. Bebek askısında köpek fikri çok hoşmuş doğrusu :D

      Sil
  3. "hiçbir şey yapmamak için çok şey yapan"
    Resmen bir tokat gibi çarptın gerçekleri yüzümüze. Helal arkadaşım.. Seni okumaktan bıkılmaz valla. Kalemin hiç susmasın emi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ ol Mavi. Çok güzel şeyler söylemişsin. Bir ara baktığımda blogun kapalıydı. Son yazılarını okuyamadım işi doğrusu. Merak etmiyor değilim :D

      Sil
    2. Uu ne diyosun, sen yokken neler oldu neler.. Depresyonun dibine vurmuş gibi bişey oldum :P Blogumun kapalı olmasının sebebi büyük ihtimal url değişikliğindendir. Adresim değişti, yenisi bu, haberin olsun http://bayanmavi.blogspot.com/ :))

      Sil
    3. Takip listesindeki url'yi düzelttim o zaman. Bakalım bakalım neler olmuş... :D

      Sil
  4. Yine ne güzel olmuş yazı.

    iki farklı bölüme ayrılmış gibi -hayal öncesi ve sonrası-

    Öncesine bakınca şu cümle kafamızda dönüp duruyor "ne doğruymuş be!" dedirtiyor.

    "Zira hayat çabuk bitmesin diye yavaş yenmesi gereken güzel bir yemek gibidir ve hızla tüketmek, ona yazık etmektir..."

    yazık etmemek için hem hızlı tüketmemek lazım hem de ölmediğimiz hala nefes alabiliyor olduğumuz için mutsuzluğu unutup hayatı öyle değerlendirmek lazım.

    sonrasında hayal bölümüne geçince, bu teknolojiye boğulduğumuz -milenyum çağı- zamanda hala wireles yan odadan çekmiyorsa bir şeyler yanlış diyip horozun sesiyle uyanmaya razıyız hatta isteriz pek memnun oluruz :)

    hayallerin-iz umarım gerçek olur. pek tatlı hayaller bunlar ama en tatlısı kuala! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayat, hayalin ufacık bir çizgiyle son bulup gerçekleşmesi değil midir zaten...

      Bu ufacık bir çizgi için aslında tüm derdimiz. Diyaloglarda konuşma çizgisi konur ya. Biz de o çizgiyi bulduğumuzda huzur içinde konuşacağız belki de.

      Etrafta binlerce insan var. Çalışıyorlar ve sadece o emeklilik günlerinin gelmesi için debeleniyorlar. Hayatları daha gencecik yaşlarında sadece çocukları için yaşanmaya başlanmış. Başka tabirle kendilerini gömmüşler emekli olunca doğacaklarını zannediyorlar. Daha işe girmeden bi emekli olsam diyen tanıdığım var benim :D

      Karın tokluğuna çalışmak dışında bir de sosyal hayattan kopmamak bahanesiyle herkes şehirde yaşıyor. Yukarıda da söylediğim gibi sosyopatik bir sosyallik bu :D Sadece ay sonunu getirmek için çalışmak; aman ne büyük saçmalık...

      Şehir eğlence yeri olmalı, gezilecek, manzarası eşliğinde sohbet edilecek yerleri, tiyatroları vs... Gerisini teknoloji olan her yerde yapmak mümkün zaten. Müjdat Gezen'in ben İstanbul'umu özledim demesi de bu yüzden değil mi? Artık koca şehirde herkes ekmeğinin derdinde ve kimse eğlenmiyor.

      Her gün onlarca yüzlerce cinayet işlenerek zaman öldürülüyor. Ölen sadece zaman olsa iyi içimiz de geçiyor :D O yüzden zamanı daha fazla öldürmeden boşlukları saçma işlerde çalışarak değil de keyifle doldurmak gerek dedim işte :)

      Çok konuştum gene :P

      Sil
  5. Yabancılaştık birbirimize ama aslında bir o kadar da yakınlaştık bu sayede. Köylerimizde ekmeklerimizin arasına koyup yediğimiz yumurta ve taze soğan ikilisini şehirlerimizde utancımızdan yiyemez olduk(neymiş ağzımız kokarmış). Ne oldu yahu bizlere baktığımız aynalarmı değişti yoksa artık aynalar okul sıralarında bize öğretildiği gibi yansıtmıyor mu?

    Hayat arkadaşım... Biriciğim... Sen hep yaz emi yaz ki yaşadıkça zarar etmediğimizi ve ucuzlamadığımızı hissedip hayallerimize koşalım. Teknolojinin kurbanları değil tarihlerin eserleri olalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman da aman. Kimler yorum yazmış bana efendim. Gözlerim yaşardı :P

      Para bir ayna yansıması pamukum. Parlak ama rahatsız edici. Aynalarda bi sorun yok yani...

      Bizim köyde sürme zeytinyağı üstüne salça ya da ekşimik, oy oy :P Biliyon ya bizim köy, tatil köyü :)

      Hayat arkadaşım, biriciğim... Ben sana da yazıyorum her manada :D Yaşadıkça güzelleşiyoruz, yıllandıkça...

      Sen de böyle yazsan keşke hep :)

      Sil
  6. Çok uzun zamanın yansıması olan düşünceyle yazılmış,güzel kaleme alınmış( klavye),hayalle harmanlanmış,duyguyla bağlanmış olmaması için sebep sadece yukarıda bahsettiğin (gerekemeyesice) gerkesinim olan dünyalık akçeler umarım beş yıldan daha kısa zamanda gerçekleşir de sen vede özge hiçte ucuz olmayan dostluğunuz la ve güler yüzünüz le yeni, dünyalık cennetiniz de karşılarsınız bizleri:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakarız :P diyeceğim de üstüne yazacaklarından korktuğumdan diyemiyorum...

      Demedim bak :)

      Sil
    2. Nasıl da biliyorsun afferin sana erodot:)))

      Sil
  7. "Güneş, toprak ve ben bahtiyarım"lı bir güzel dilek. Hele de o "ben"in içine sizden "özge" bir yoldaş sığmışsa; bütün saadetler mümkün.

    Tüm kalbimle, arzunuzun kuvve'den fiil'e evrilmesini dilerim. Ben yaptım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nomen,

      Güzel dilekleriniz oldukça cesaret verici ancak asıl cesareti veren en sondaki cümle.

      Kilometrelerce uzak olmak neyi değiştirir, "Ben yaptım" diyebildikten sonra...

      O kadar merak uyandıran iki kelime ki bu.

      Sil
  8. ama senin de saçma yaşaman gerektiğinin kanıtıdır, mutlu olmak adına. aksi halde doğru ama mutsuz bi insan olursun, hepsi bu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün ömrünü bolluk içerisinde geçirmek için doğru olduğu düşünülen yöntemi uygulamaya kararlısın sanıyorum. Standart bir yaşamdan fazlasını dengeli bir biçimde isteyemez mi insan?

      Başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü hayatının belirleyicisi yapmamış bir kişi için saçma yaşamak doğrudur. Aksi halde doğru yaşadığını düşünerek saçmalamış olur. Kendisini ispat etmiş bir kişinin yaptığı tarz kendisi ise sıradışı olurken aynısını biz yaparsak saçmalık olabilir. Bu bağlamda söylemek istediğim insanın geri dönüşümü yok. Bir kerelik, kullan at insanları olacağımız şu dünyada, başkalarının yönlendireceği şekilde değil de kendi istediğimiz şekilde yaşamaya çalışmalıyız.

      Hayatın sırrı dengededir diye düşünürüm fakat standart olan şey monoton bir dengedir ki bu süreklilik can-i sıkıntıya dönüşür...

      Dün de aylak'tan bir hatırlatma yazmıştım, yine öyle sonlandırayım;

      "Can sıkıntısı diye bir şey bilmez doğa. Can sıkıntısı kentli insanın bir marifetidir." H.HESSE

      Siz de bu halleri marifet gibi anlatacağım diyordunuz dünkü yazınızda :)

      Sil
    2. korkarım ki yazdıklarımızı sürekli yanlış anlayarak anlaşmaya başlayacağız..:)

      Sil
    3. :) Hafif bir senkron kayması var, iki ileri bi geri tutturduk mu tamam...

      Sil
  9. Derin bi yazi olmuş,sagodan esintiler sezdim hoş olmuş buda:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim ama o esintileri bana da söyleyin yahu :)

      Yazmanın en güzel tarafı da bu sanırım; yansımasında bambaşka şeyler yakalanabiliyor...

      Sil
  10. teknoloji, bizi ve güzel gözlü eşeklerimizi asla sevmeyecek...birdost

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Hayır, söylediğiniz gibi değil" demeyi, o kadar isterdim ki...

      Sil
  11. yanlış anladığımı yazını okuyarak anlamış oldum . mükemmel bir yazıydı . hele bir kaç cümle vardı ki ayakta alkışlanacak türden . umarım hayal ettiğinden ötesine sahip olursun .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazında da yorumladığım gibi, yanlış anlamanı sevdim :) Yazıyı beğendiğinize de çok sevindim ki, hayattan bir alacağı olduğuna inanan siz için de umutlarım aynı. Ne diyelim; Hayattan ne istediğimizin farkında olursak, onu almak için hiç değilse bir şansımız olur be...

      Sil
  12. selam

    bloglar listesinde düzeltmeyi yaptım.
    kontrol ettiğin ve uyardığın için teşekkürler
    keşke her kes senin gibi kontrol etse.


    benden yorum gormeyince sanmayın okumuyorum sayfanızın surekli takipçisiyim
    sadece bu ara biriktirip okuma zorunda kalıyorum ve siz ve sizin gibi gerçekten bir şeyler soyleyenle de laf ola yorum bırakmayı değil, ekleyecek bir şeyim olduğunda yorum bırakmayı seviyorum.

    tekrar teşekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam :)

      Çok hızlı düzeltme için çok teşekkür ederim ve doğrusu etkilendim :)

      İpekböceği -sağ olsun- yorum yapmış hakkımda. O sırada gördüm ki blogum olarak gösterilen blog da çok güzel olmasına karşın benim olmadığından o arkadaşa yanlış olmasın dedim...

      Yorum konusuna gelince, durumlarımız epey aynı. Takip etmek zor, yetişmek zor. Bu nedenle düşünceniz (son cümleniz) bence en doğrusu. Bir de çok gibi gözüksek de aslında bi avuç kişiyiz buralarda. Siz de gerçekten bu dünyanın aktif kalmasında çok etkilisiniz. Çabanız için bir kere de buradan teşekkür etmek isterim :)

      Sil
  13. oyhh gene ne kadar derin, anlamlı ve güzel bir yazı olmuş =)) beynine sağlık klavyene kuvvet :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Meriç çok sevindim beğendiğine :)

      Sil
  14. Hani karşılıklı konuşur da insan sadece başıyla onaylar ya, veya gözlerinin içi parlar duyduklarına sevinerek o halde okudum. Ve evet farkındalığını fark etmek güzeldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu yeni gördüğüm için affedin. Nasıl okuduğunuz canlandı gözümde ve yüzüm güldü :)

      Sil
  15. Çok samimi,içten ve güzel buldum yazınızı.Okurken anlamsızca gülümsediğim,acaba diyerek hayal etmeye başladığım ve çok keyif aldığım ender yazılardan biri oldu benim için.Klavyenize,yüreğinize ve böyle sevimli fikirler üreten zihninize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle blogunu takip edemiyorum Almeda. İzleyiciler bölümü ya yok, ya ben bulamadım.

      Yazdıkların beni çok mutlu etti ki umarım "bu yazdıklarım oldu..." dediğim bir yazıyı da okursun bu blogda. Bir de blog serüveninin başlarında denk gelip de sonraları görmezden gelme blogumu. Ha beğenmezsen yazdıklarımı da hiç bakma gözümün yaşına, gel görmezden :D

      Sil
  16. "İş olsun diye yapılan iş,iş midir?" dizeleriyle Jehan Barbur geldi aklıma birden.. (Jehan Barbur-Sarı)
    Çok güzel olmuş,öyle güzel açıklamışsın ki..
    Hayalini çalmak gibi olmasın lakin aynı hayalden bir de ben alabilir miyim?
    Düşüncesi bile öyle güzel ki.

    YanıtlaSil
  17. Üstat, kendi tınısını müthiş bir güzellikle gönle çalan üslubunu övmeyecem.

    Farkındalıklarınla zihnimize açtığın yollara da övgüler düzmeyecem.

    Size (sözünun eri ve vicdanın özü dostlarıma) Dost olanların hayatlarına, bıraktığınız parmak izerinden de bahsetmeyecem.

    Bi tek diyeceğim o ki; tehdit etmeyi sevmediğiniz gibi tehdit edilmeyi de sevemediniz gitti.

    Böyle yaşa, şöyle düşün yoksa.. ile kurulan cümleler en baştan devrikti sizin için. Kavgada tehditler savuran değil ansızın hamlesini yapan devirir ya diğerini, hayat kavgasının içinde olup sadece seyirci kalan bizler için yine yeni yollar açıyorsunuz, eyvallah.. 333

    YanıtlaSil

Dostmodern Hyde Park'a hoş geldiniz :D

Bu sizin bana yazdığınız ilk yorumunuzsa, dövüşeceksiniz... Welcome the erdost club...

Yorum yazmanız beni mutlu eder, yorumunuz etmese bile...

Yaz işte be...